Kimin İlişkisini Yaşıyoruz ?

Kendi ilişkimizi mi yaşıyoruz?
Annemizle babamızın ilişkisini mi?
Yoksa teyze,hala,amca onların ilişkisini mi?
Böyle  sorulduğunda , bir başkasının ilişkisini yaşıyorum demek tuhaf geliyor kulağa , kabul ediyorum ama aslında bir çoğumuz kendi ilişkilerimizi yaşayamıyoruz.

Son dönemde ilişkilerle ilgili çok fazla bireysel çalışma yaptım. Bu çalışmalarda fark ettiğim şeylerden birisi karşımızdaki partnerimizle iletişim kuramıyor oluşumuz. Aslında kurmaya çalışıyoruz da nasıl kurmamız gerektiğini tam beceremiyoruz. Konuşuyoruz tabii ama doğru cümlelerle değil. Belki de kendimizi ifade edemiyoruz. Hal böyle olunca aslında kırıldığımız bir olayı anlatmak isterken farkında olmadan karşımızdakini suçlayabiliyoruz. Olay bir an’da kavgaya dönüşüyor.Kırıcı laflar söyleniyor.Sonuç : her iki tarafta mutsuz.

Çünkü aslında hepimiz çocukluktan beri öğrendiğimiz doğru sandığımız hikayelerin peşinden gidiyoruz.
Mesela annemiz ; babamız tarafından hep aşağılanmış,değersiz görülmüş olsun . Biz ilişkinin böyle bir şey olabileceğini deneyimliyoruz. Sonra bu öğretiyi kendi hayatımızda farkında olmadan uyguluyoruz.  Çünkü ilk rol modelimiz annemiz ve babamız. Onların yaptığı şeyleri zihin bir şekilde kopyalıyor. Zihin, ilişkinin böyle olması gerektiğine  inanıyor ve sonrasında da bunu yaşatıyor bize.
Bizim de yaşadığımız ilişki aslında annemizle babamızın ilişkisi gibi olabiliyor genelde . Ne kadar kızarsak kızalım onlara ,farkında olmadan babamız gibi bir adam seçebiliyoruz ya da tam tersi annemiz gibi bir kadını seçebiliyoruz hayatımıza. Oysa bilinçli zihinle ‘’ asla ben böyle olmayacağım’’ derken arka tarafta hikaye pek böyle işlemiyor.

Yine fark ettiğim bir diğer konu  ‘’kendimizi yetersiz ‘’ görüyoruz.İlişkilerde çok sevilmek istiyoruz ama kendimizi sevmeyip,değersiz hissediyoruz.

Kimbilir hangi hikayeden sonra ruhumuzun öğrendiği ve benimsediği bir duygular  bunlar.İçimizdeki o kırılgan çocuğun, daha çok sevgiye ve sarılmaya ihtiyacı var.Ara ara gözlerinizi kapatın bir sorun bakalım.O ufak çocuğun neye ihtiyacı var?
Sarılmaya mı ?
Sorduğumuz zaman cevabı geliyor mutlaka.Yeter ki onun sesini bastrmayıp duymaya çalışalım. Ya da o miniğin ihtiyacı her ne ise onu verelim .Başkasından bunu beklemek yerine önce biz kendimizi sarılıp sarmalayalım.
Ne kadar kendimizi sevip dokunursak ,dışarıdaki sevgiye o kadar az ihtiyacımız olacak.

Bir de farkında olmadan en yakınlarımızın ilişki durumlarını kopyalama durumumuz var.

Mesela  annemiz, aldatılmış olsun  evliliğinde . Biz de annemizi onurlandırmak için farkında bile olmadan o’nun kaderini yaşayarak aynı şekilde aldatılıyoruz. Belki de annemizin sevgisini onunla aynı şeyleri yaşayarak daha çok alabileceğimizi düşünüyoruz. Yine her yol sevgiye çıkıyor.Kendimizi koşulsuz kabul edip sevince zaten sevgi frekansını yayıyoruz. Bu öyle güçlü bir frekans ki,söz ile söylenmese bile hissedilir. Biz kendimizi sevince etrafımızdaki herkes bize mıknatıs gibi çekilir.Çünkü aura’mız adeta ışıldar ?
Ailemiz zaten bizi her koşulda seviyor. Sadece içimizdeki duygudan dolayı bazen bunu hissedemiyoruz. Oysa kendimizi sevince otomatik olarak zihin kendi kaderini yaşamanın daha doğru olacağına inanıyor.
Kendi kaderimizi yaşamaya hakkımız var. Çünkü kendi kaderimizi yaşamak güvenli. Bunu fark ettiğimizde bile çözülmeler başlıyor hayatımızda.

Yorum Yok

Yorum Yap